Çeşmibülbül, renkli cam çubukların sıcak cam kütlesine katılması ve biçimlendirme sırasında helezon çizgiler oluşturmasıyla tanınan bir cam işçiliği tekniği ve bu teknikle üretilen eşyalardır. Adı, “bülbülün gözü” anlamına gelir; bir Kültür ve Turizm Bakanlığı haberinde desenin bülbül gözüne benzetilmesi bu adla ilişkilendirilir. Vazo, sürahi, şekerlik, kâse ve tabak gibi biçimlerde örnekleri vardır. [1][2]
Tarihsel gelişim
Beykoz Belediyesi anlatımına göre, III. Selim’in camcılık öğrenmesi için Venedik’e gönderdiği Mevlevi dervişi Mehmet Dede dönüşünde Beykoz’da atölye kurmuş; Venedik’ten öğrendiği opal cam tekniğinin geliştirilmesiyle çeşmibülbül ortaya çıkmıştır. Aynı anlatım, üretimin yaygınlaşmasında Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa’nın rolünü belirtir. Bu tarihsel anlatı belediyenin aktarımı olarak değerlendirilmelidir; Kültür ve Turizm Bakanlığının Beykoz camcılığı tanıtımı da Mehmet Dede’nin 19. yüzyıl başlarında Beykoz’da atölye kurduğunu bildirir. [1][3] Bakanlık koleksiyon kaydında bir çeşmibülbül örneği İstanbul’da, 19. yüzyıla tarihlenir. [2]
Üretim ve biçim
Üretimde ince, renkli cam çubuklar yüksek ısıda yumuşamış camın içine yerleştirilir; cam döndürülüp biçimlendirilirken çubukların izleri kıvrımlı, helezonik çizgilere dönüşür. Böylece bezeme yalnızca yüzeye sonradan eklenmiş bir motif olmaz, cam gövdenin içinde yer alır. Çizgilerin dönüşü ve düzeni, ustanın şekillendirme becerisini gösterir. Bakanlık, çeşmibülbülü Beykoz işi cam sanatında kullanılan teknik ve desenlerden biri olarak sayar. [1][3] Eserler günümüzde müze koleksiyonlarında da yer alır; örneklerin tarih ve görünüşü parçadan parçaya değişebilir. [2]
