Öğrenme, deneyim sonucunda davranışta veya bilgide ortaya çıkan görece kalıcı değişimdir. Psikolojide yalnızca okulda gerçekleşen bilinçli çalışmalarla sınırlı değildir; gündelik yaşamdaki deneyimler, çevreyle etkileşim ve başkalarının davranışlarını izleme de öğrenmeye katkıda bulunabilir. Kavram, doğuştan gelen reflekslerden farklı olarak deneyimin oluşturduğu değişime odaklanır.[1]
DENEYİM VE DEĞİŞİM
Bir becerinin gelişmesi, bilgi edinilmesi veya belirli olaylar arasında bağlantı kurulması öğrenmenin farklı görünümleridir. Karmaşık öğrenmelerde bilinçli ve bilinçdışı süreçler birlikte rol oynayabilir. Araştırmacılar, bu süreçleri daha iyi anlamak için belirli koşullar altında oluşan bağlantıları deneysel olarak inceler. Böylece gözlenen davranış değişiminin hangi deneyimle ilişkili olduğu araştırılabilir.[1]
Klasik koşullanmada organizma, çevredeki uyarıcılar arasında ilişki kurar. Başlangıçta özel bir tepki doğurmayan bir işaret, başka bir olayla bağlantısı öğrenildiğinde o olayın habercisi hâline gelebilir. Edimsel koşullanmada ise davranış ile sonuçları arasındaki ilişki öne çıkar. Bir davranışın ardından gelen sonuç, o davranışın gelecekte gerçekleşme olasılığını etkileyebilir.[2]
GÖZLEM YOLUYLA ÖĞRENME
Öğrenme her zaman kişinin bir sonucu doğrudan yaşamasını gerektirmez. Başkalarının davranışlarını ve bu davranışların sonuçlarını izlemek de yeni bilgilerin edinilmesini sağlayabilir. Bir oyunu dışarıdan izleyen çocuğun kuralları veya oyun sırasında kullanılan stratejileri anlaması, gözlem yoluyla öğrenmeye örnektir.[2]
Sosyal öğrenme yaklaşımında dikkat, gözlenen bilginin hatırlanması, davranışı gerçekleştirme olanağı ve güdülenme önem taşır. Bir davranışı öğrenmiş olmak, kişinin onu her durumda sergileyeceği anlamına gelmez; davranışın ortaya çıkışı, koşullara ve sonuçların değerine bağlı olabilir. Klasik koşullanma, edimsel koşullanma ve gözlem yoluyla öğrenme, farklı ilişkileri öne çıkaran açıklamalar sunar ve günlük yaşamda birlikte etkili olabilir.[2]
