A posteriori, felsefede gerekçesi deneyime dayanan bilgi veya yargılar için kullanılan bir terimdir. Bir önermenin doğruluğunu kabul etmek, yalnızca anlamını kavramanın ötesinde gözlem ya da başka bir deneyim gerektiriyorsa, bu kabulün dayanağı a posteriori olarak nitelenebilir. Terim, özellikle bilgi felsefesinde a priori ile karşılaştırılarak açıklanır.[1]
DENEYİM VE GEREKÇELENDİRME
Örneğin bir masanın üzerinde kitap bulunduğunu bilmek için masaya bakılması, ilgili yargıya deneyimsel bir gerekçe sağlar. Buradaki ayrım, bilginin zihinde hangi sırayla ortaya çıktığından çok, ona inanmayı haklı kılan dayanağın niteliğiyle ilgilidir. Bir kavramı öğrenirken deneyime başvurulmuş olması da o kavramla kurulan bütün yargıların a posteriori olduğu sonucunu doğurmaz.[1]
Deneyimin kapsamı yalnızca dış dünyaya ilişkin görmeyle sınırlı değildir. İşitme ve diğer duyuların yanı sıra kişinin o sıradaki zihinsel durumuna ilişkin iç gözlemi de tartışmada yer alır. Bellek ve başkalarının tanıklığı, deneyimsel temeli olan bilgilerin korunmasında veya aktarılmasında rol oynayabilir. Bu nedenle bir yargının dayanağını değerlendirirken mevcut gözlemle onun bilgiye ulaşılmasındaki geçmiş işlevini ayırt etmek gerekir.[2]
DİĞER AYRIMLARLA İLİŞKİSİ
A priori–a posteriori ayrımı, zorunlu–olumsal veya analitik–sentetik ayrımlarıyla otomatik olarak özdeşleştirilemez. İlki bilginin gerekçesini, diğer ayrımlar ise önermelerin farklı özelliklerini konu edinir. Felsefeciler bu ayrımların ilişkisi ve deneyimden bağımsız gerekçelendirmenin mümkün olup olmadığı konusunda farklı görüşler savunur.[1]
Bir bilginin a posteriori olması, onun zayıf, rastgele veya yanlış olduğu anlamına gelmez. Deneyimsel kanıtın ne ölçüde yeterli olduğu ayrıca değerlendirilir. Kavramın işlevi, bir iddianın güvenilirliğine peşinen hükmetmekten önce, bilginin hangi tür dayanağa başvurduğunu açıklamaktır.[2]
