Ahde vefa, sözleşmenin taraflarının üstlendikleri yükümlülüklere bağlı kalmasını anlatan hukuk ilkesidir. Sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesini esas alır; değişen koşullar karşısında sözleşmenin uyarlanması ise ilkenin sınırları tartışılırken ele alınır. Uluslararası hukukta aynı bağlayıcılık düşüncesi, yürürlükteki antlaşmalar için kullanılan pacta sunt servanda ilkesiyle ifade edilir.[1][3]
SÖZLEŞMEYE BAĞLILIK
Tarafların bir sözleşme ilişkisi kurması, sonradan sözleşmenin hükümlerini dikkate almaksızın davranabilecekleri anlamına gelmez. Ahde vefa, üstlenilen edimlerin yerine getirilmesini temel kabul eder. Buna karşılık sözleşmenin kurulduğu şartların sonradan esaslı biçimde değişmesi, ilişkinin yeni koşullara uyarlanması sorununu doğurabilir. Uyarlama düşüncesi, mümkün olduğunda sözleşme ilişkisinin sürdürülmesini amaçlar.[1]
TÜRK HUKUKUNDA UYARLAMA
Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesi aşırı ifa güçlüğünü düzenler. Öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü durumun borçludan kaynaklanmaması; ifa talebini dürüstlük kurallarına aykırı kılacak ağırlıkta olması gerekir. Borç henüz ifa edilmemiş veya ilgili haklar saklı tutularak ifa edilmişse hâkimden uyarlama istenebilir. Uyarlama mümkün değilse dönme, sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak fesih gündeme gelir.[2]
ULUSLARARASI ANTLAŞMALAR
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 26. maddesi, yürürlükteki antlaşmaların taraflarını bağladığını ve iyi niyetle uygulanması gerektiğini belirtir. 27. maddeye göre bir taraf, antlaşmayı yerine getirmemesini iç hukuk hükümleriyle gerekçelendiremez. Bununla birlikte aynı hüküm, antlaşmayla bağlanma yetkisine ilişkin iç hukuk kurallarını konu alan 46. maddeyi saklı tutar.[3]
