Astronomi tarihi, insanların gök cisimlerini gözlemleme, kaydetme ve açıklama biçimlerinin zaman içindeki gelişimini inceler. Takvimler, mevsim takibi ve gök olaylarının öngörülmesi, farklı toplumların astronomiyle kurduğu ilişkiler arasında yer alır. Antik Babil’de gök olaylarının düzenli kaydı ve matematiksel öngörü gelişirken, Mısır, Hindistan, Yunanistan, Çin ve Mezoamerika toplumları da gözlem ve bilgi birikimine katkıda bulundu. [1]
Antik ve orta dönem birikimi
Antik Yunan’da gök hareketlerini geometrik modellerle açıklama çabaları öne çıktı; Batlamyus’un Dünya merkezli modeli yüzyıllar boyunca etkili oldu. Orta Çağ’da İslam dünyasındaki astronomlar gözlem tablolarını geliştirdi, aletler kullandı ve Batlamyus’un sistemini inceledi. Bu çalışmalar yalnızca eski bilgilerin aktarımından ibaret değildi; astronomlar modellerin bazı yönlerini eleştirdi ve geliştirdi. Arapçadan Latinceye yapılan çeviriler de bu bilgi birikiminin Avrupa’daki etkili dolaşım yollarından birini oluşturdu. [2]
Teleskoptan astrofiziğe
1543’te Kopernik, Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş çevresinde dolandığı modeli yayımladı. 17. yüzyıl başında teleskopla yapılan gözlemler, Jüpiter’in uyduları ve Venüs’ün evreleri gibi bulgularla Dünya merkezli görüşün sorgulanmasına katkı sağladı. Kepler gezegenlerin hareketlerini matematiksel yasalarla açıkladı; Newton’ın 1687’de yayımlanan çalışması bu hareketleri kütleçekimiyle ilişkilendirdi. [3] 19. yüzyılda tayfölçümü, yıldız ışığındaki çizgilerden gök cisimlerinin kimyasal bileşimini araştırmayı mümkün kılarak astronominin fizik ve kimyayla bağını güçlendirdi. [4] Böylece gökbilim, çıplak gözle yapılan konum gözlemlerinin ötesinde, gök cisimlerinin fiziksel özelliklerini inceleyen astrofizik çalışmalarını da kapsayacak biçimde genişledi. [4]
