Bir gen bir enzim hipotezi, genlerin hücrelerdeki kimyasal tepkimeleri belirli enzimlerin oluşumunu yönlendirerek etkilediğini ileri süren tarihsel biyoloji görüşüdür. George Beadle ve Edward Tatum, ekmek küfü Neurospora crassa üzerinde yaptıkları deneylerle genetik değişiklikleri biyokimyasal işlevlerle ilişkilendirdi. Çalışmaları, gen işlevinin deneysel olarak incelenmesinde önemli bir yaklaşım oluşturdu.[1][2]
Deneylerin temeli
Beadle ve Tatum küf sporlarını X ışınlarına maruz bırakarak mutasyonlar oluşturdu. Normal küf, basit besin ortamında büyüyebilirken bazı mutantlar belirli amino asitleri veya başka gerekli bileşikleri üretemiyordu. Araştırmacılar mutantları farklı maddeler eklenmiş ortamlarda yetiştirdi; hangi bileşiklerin büyümeyi yeniden sağladığını gözleyerek metabolik yollardaki aksayan basamakları belirlemeye çalıştı. Bulgular, belirli genetik değişikliklerin belirli biyokimyasal işlevlerle bağlantılı olabileceğini gösterdi. NHGRI, bu deneyleri genlerin kimyasal olayları düzenlediğine ilişkin hipotezin dayanağı olarak özetler.[1]
Kapsamı ve sonraki anlayış
Hipotez, genlerle hücre işlevleri arasındaki ilişkiyi açıklamak için verimli bir başlangıçtı; ancak kelimesi kelimesine evrensel bir kural değildir. Her gen enzim kodlamaz: genler yapısal proteinlere veya işlevsel RNA’lara ilişkin bilgi de taşıyabilir. Ayrıca bazı enzimler birden fazla polipeptit zincirinden oluşur. Moleküler biyolojide hipotez zamanla “bir gen–bir polipeptit” biçiminde daraltılmış, RNA işlenmesi ve farklı gen ürünlerinin keşfiyle gen-ürün ilişkisinin daha karmaşık olduğu anlaşılmıştır.[3] Beadle ve Tatum’un çalışması, Joshua Lederberg’in bakteriyel genetik araştırmalarıyla birlikte, 1958 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün paylaşılmasına yol açtı.[2] Bu tarihsel hipotez günümüzde gen işlevini açıklamanın tek başına yeterli bir modeli sayılmaz.
