Biyosemiyotik, canlı sistemlerdeki işaret, anlam ve iletişim süreçlerini araştıran disiplinlerarası bir alandır. Uluslararası Biyosemiyotik Çalışmaları Derneğinin tanımında bu inceleme, genetik kod dizilerinden hücreler arası sinyalleşmeye, hayvanların gösteri davranışlarından dil ve soyut düşünce gibi insan ürünü gösterge sistemlerine kadar uzanır. Alan, “işaret”, “anlam” ve “yorum” kavramlarının canlı süreçleri açıklamadaki rolünü ele alır. [1]
Konusu ve yaklaşımı
Biyosemiyotik araştırmacıları, organizmaların çevresindeki işaretleri nasıl algıladığını ve bunlara nasıl tepki verdiğini farklı ölçeklerde inceler. Hücreler arası sinyal alışverişi ile hayvanların davranışsal işaretleşmesi, bu geniş kapsamın örnekleridir. Bu bakış, biyolojik olayları yalnızca anlamdan söz eden bir dille yeniden adlandırmayı değil, kod ve işaret kavramlarının canlı sistemlerde neye karşılık geldiğini tartışmayı amaçlar. Dernek, biyosemiyotiğin kimyasal ve fiziksel etkileşimlerin nasıl açıklanacağı konusuyla da ilişki kurduğunu vurgular. [1]
Tarihçe ve disiplinlerarası yapı
Camilla Robuschi’nin Wiley’de yayımlanan alan tarihçesine göre, düşünsel öncüller arasında göstergebilimci Charles Sanders Peirce ile biyolog Jakob von Uexküll bulunur. Uexküll’ün “Umwelt” yaklaşımı, canlıların algıladığı kendilerine özgü çevreleri ele alırken; Peirce’in göstergebilimi işaret ilişkileri üzerine kuruludur. Robuschi, Thomas A. Sebeok’un biyosemiyotiğin gelişmesinde ve bu düşünce çizgilerinin bir araya gelmesinde önemli rol oynadığını belirtir. İlk ayrı araştırma girişimlerini izleyen dönemde, 1977’den itibaren ortak ilkeler çevresinde daha örgütlü bir alan gelişmiştir. [2]
Biyoloji, felsefe, etoloji, bilişsel bilim ve göstergebilim gibi alanlardan araştırmacıların katıldığı biyosemiyotik, tek bir kuramdan ibaret değildir. Canlı süreçleri “anlam” ve “yorum” kavramlarıyla açıklamanın kapsamı ve bu yaklaşımın fiziksel açıklamalarla ilişkisi, alanın kuramsal tartışmaları arasındadır. [1][2]
