Deneysel film, hareketli görüntünün anlatım olanaklarını alışılmış yapım ve öyküleme kalıplarının dışında araştıran sinema çalışmalarına verilen addır. Konuyu ele alış biçimi, görüntü üretme tekniği veya filmin kurulma düzeni bu araştırmanın odağı olabilir. Kavram, tek bir olay örgüsünü ya da değişmez bir üslubu tanımlamaz; yeni biçimler denemeye yönelen farklı yaklaşımları kapsar.[1]
BİÇİM VE ALGI
Bu filmlerde görüntüler neden-sonuç ilişkisiyle ilerleyen bir öyküye hizmet etmek zorunda değildir. Işık, hareket, ritim, tekrar ve kurgu başlı başına araştırma konusu olabilir. Fotoğraflar, yazılar ve farklı türde çekimler yan yana getirilerek zaman ve mekânın sürekli olduğu izlenimi değiştirilebilir. Bazı çalışmalar, izleyicinin bir görüntünün nasıl üretildiğini fark etmesini özellikle amaçlar.[2]
Deneysellik yalnızca alışılmadık bir konu seçmek anlamına gelmez. Bir konuyu yeni yöntemlerle işlemek ya da üretim aracının sınırlarını sınamak da bu kapsamda değerlendirilir. Bu nedenle terim, filmin uzunluğundan çok biçimsel yaklaşımıyla ilgilidir.[1]
TARİHSEL ÇEVRE
1920'lerin Paris'inde Man Ray, Fernand Léger ve Marcel Duchamp gibi sanatçılar sinemayı avangart çalışmalarına kattı. Aynı dönemde Almanya ve Sovyetler Birliği'nde kurgu üzerine deneyler gelişti. Dziga Vertov'un çalışmaları, kameranın ve montajın sunduğu olanakları açık biçimde araştırdı.[2]
Daha sonraki deneysel sinema, stüdyo üretiminin anlatı alışkanlıklarına karşı çıkan örnekler kadar soyut ışık ve hareket incelemelerini de içerdi. MoMA'nın bu çerçevede ele aldığı eserler arasında Ballet mécanique ve Meshes of the Afternoon bulunur. Böylece deneysel film, sinema ile görsel sanatların kesiştiği bir çalışma alanı oluşturur.[2]
