Doğal seçilim, kalıtsal özellikleri bakımından farklı bireylerin üreme başarısının değişmesiyle, bu özelliklerin popülasyonlarda nesiller boyunca farklı sıklıklara ulaşmasına yol açan evrim mekanizmasıdır. Bir özelliğin sağladığı avantaj, yaşanılan çevreye bağlıdır; aynı özellik her koşulda aynı sonucu vermez. Süreç bireyler arasındaki farklılıklarla işler, ancak evrimsel değişim popülasyon düzeyinde ve kuşaklar boyunca gözlenir. [1][2]
İşleyişi
Doğal seçilimde bireyler arasındaki bazı farklılıklar kalıtsaldır ve hayatta kalma ya da üreme başarısını etkiler. Belirli bir ortamda daha çok yavru bırakmaya katkıda bulunan kalıtsal özellikler, sonraki kuşaklarda yaygınlaşabilir. Bu, bireylerin ihtiyaçlarına göre yeni özellikler geliştirdiği anlamına gelmez: seçilim, mevcut farklılıkların sonuçlarını etkiler. Natural History Museum, çevresine daha iyi uyum sağlayan organizmaların başarılı özellikleri gelecek kuşaklara aktarma olasılığının daha yüksek olduğunu açıklar. [1]
Tarihçe ve evrimdeki yeri
Charles Darwin ve Alfred Russel Wallace, doğal seçilim yoluyla evrime ilişkin görüşlerini 1858’de ortak bir sunumla duyurdular. Linnean Society kayıtlarına göre ortak çalışma 1 Temmuz 1858’de topluluğun toplantısında okundu. Darwin, evrim kuramını 1859’da yayımlanan Türlerin Kökeni kitabında daha kapsamlı biçimde ele aldı. [1][3] Darwin’in açıklamasında doğal seçilim, insanların bitki ve hayvanları belirli özellikler için yetiştirdiği yapay seçilimle karşılaştırılır; doğada ise üreme başarısı çevresel koşullarla bağlantılıdır. [2]
Doğal seçilim, evrimsel değişimin tek mekanizması değildir. Genetik sürüklenme ve gen akışı da popülasyonların kalıtsal yapısını değiştirebilir; mutasyonlar kalıtsal çeşitliliğin kaynaklarından biridir. “En uygun olanın hayatta kalması” sözü, en güçlü bireyin her durumda yaşayacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Buradaki uygunluk, belirli bir çevrede göreli üreme başarısını anlatır; rastlantısal olaylar da bireylerin yaşamını etkileyebilir. [2]
