Dogmatizm, felsefede hakikatin bilinebildiğini ve belirli öğretilerle ortaya konduğunu savunan yaklaşımlar için kullanılan bir kavramdır. Anlamı, kullanıldığı tartışmaya göre değişir. Antik şüphecilikte dogmatik filozoflar, araştırmalarının doğru sonuca ulaştığını düşünen kişiler olarak sınıflandırılır. Bu kullanım, belirli bir dinin öğretileriyle sınırlı olmayıp farklı felsefe okullarını aynı başlık altında toplayabilir.[1]
ANTİK ŞÜPHECİLİKTEKİ ANLAMI
Sextus Empiricus, felsefi araştırmaya ilişkin üç tutum ayırır: hakikatin bulunduğunu düşünmek, bulunamayacağını ileri sürmek ve araştırmayı sürdürmek. Aristotelesçileri, Epikurosçuları ve Stoacıları ilk gruba örnek gösterir. Bu sınıflandırmada dogmatik adı, okulların bütün görüşlerinin aynı olduğunu belirtmez; bilgiye ulaştıklarına ilişkin ortak iddialarını gösterir. Şüpheci ise incelemeyi sürdürdüğünü ifade eder.[1]
KANT'IN ELEŞTİRİSİ
Immanuel Kant, eleştirel olmayan dogmatik düşünürü, kendi bilme yetisinin sınırlarını önceden araştırmamış kişi olarak ele alır. Böyle biri, savlarından birini gerekçelendiremediğinde bütün görüşlerinin kuşku altında kalmasıyla karşılaşabilir. Kant açısından sorun, yalnızca tek bir önermenin yanlışlığı değildir; aklın hangi alanlarda geçerli iddialar kurabileceğinin belirlenmemiş olmasıdır ve bu eksiklik yöntemi etkiler.[2]
AKLIN SINIRLARINI ARAŞTIRMAK
Kant'a göre şüpheci itirazlar, dogmatik düşünceyi bilme yetisinin eleştirisine yöneltebilir. Bununla birlikte yalnızca kuşku duymak da aklın sorularını çözmez. Gerekli olan, aklın haklı bilgi iddialarıyla yetkisini aşan iddialarını ayırmaktır. Bu nedenle dogmatizm eleştirisi, bilgi edinmenin imkânsız olduğunu ilan etmekten farklı bir yöntemsel görev üstlenir ve gerekçelendirme sorununu merkeze alır.[2]
