Edinilmiş özelliklerin kalıtımı, bir canlının yaşamı sırasında kazandığı değişikliklerin yavrularına aktarılabileceği düşüncesidir. Bu yaklaşım, Jean-Baptiste Lamarck’ın canlı türlerinin değişimini açıklama girişimleriyle tanınır. Lamarckçı açıklamada çevre koşulları yeni alışkanlıklara yol açabilir; bir organın kullanılması gelişimini, kullanılmaması ise gerilemesini etkileyebilir ve bu değişiklikler sonraki kuşaklara geçebilir [1]. Bu tarihsel görüş, evrimi açıklayan güncel mekanizmalarla aynı şey değildir.
Tarihsel görüş
Lamarck’ın açıklaması, canlıların zaman içinde değiştiğini kabul eden erken kuramlardan biriydi. Ancak “Lamarckçılık” yalnızca edinilmiş özelliklerin kalıtımına indirgenemez; onun evrim görüşü canlıların çevreye uyumunu ve daha karmaşık yapılara yönelmesini de kapsıyordu [2]. Kalıtım biliminin gelişmesi, bireyin bedeninde yaşamı boyunca oluşan her değişikliğin yavrulara geçmediğini gösterdi. Örneğin kullanım sonucu gelişen kaslar, sırf bu nedenle kalıtsal özellik hâline gelmez.
Güncel araştırmalar
Modern biyolojide kalıtsal değişikliklerin önemli kaynakları arasında DNA’daki farklılıklar bulunur. Bunun yanında epigenetik araştırmalar, DNA dizisini değiştirmeden gen etkinliğini etkileyen düzenleyici işaretleri ve bunların hücre bölünmeleri ya da kuşaklar arasında aktarılıp aktarılamayacağını inceler. Ancak epigenetik işaretlerin aktarılması, çevreyle edinilen her özelliğin kalıtsal olduğu anlamına gelmez. Özellikle memelilerde, çevresel etkinin birden fazla maruz kalmamış kuşakta sürdüğünü göstermek güçtür; insan ve diğer omurgalılardaki kanıtlar tartışılmaya devam etmektedir [2]. Bu nedenle epigenetik kalıtım, Lamarck’ın kullanım ve kullanmama açıklamasıyla özdeşleştirilmemelidir.
