Ekolojik mültecilik, çevresel bozulma, afetler ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle yer değiştiren kişileri anlatmak için kullanılan, ancak uluslararası hukukta tek ve yerleşik bir statü oluşturmayan bir ifadedir. Kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi, aşırı hava olayları ve geçim kaynaklarının kaybı hareketliliği etkileyebilir; bununla birlikte göç kararları çoğu zaman ekonomik, toplumsal ve siyasal etkenlerle birlikte şekillenir.[1]
HUKUKİ DURUM
1951 Mülteci Sözleşmesi’ndeki mülteci tanımı, sınır aşan ve belirli nedenlerle zulüm görme konusunda haklı korkusu bulunan kişilere dayanır. Çevresel zarar tek başına bu ölçütleri otomatik olarak karşılamaz. Bazı durumlarda afet, çatışma ve zulüm iç içe geçtiğinde mülteci hukuku veya bölgesel koruma düzenlemeleri uygulanabilir; çoğu iklim bağlantılı yer değiştirme ise ülke sınırları içinde gerçekleşir.[1]
İNSAN HAREKETLİLİĞİ
Uluslararası Göç Örgütü, iklim bağlantılı hareketliliğin göç, zorunlu yer değiştirme ve planlı yeniden yerleştirme gibi farklı biçimler alabildiğini vurgular. Hak temelli yaklaşım; barınma, sağlık, geçim, aile birliği ve ayrımcılıktan korunma gibi yükümlülükleri hareketin her aşamasında ele alır. Bu nedenle “ekolojik mülteci” ifadesi açıklayıcı olabilir, fakat kişilerin hukuki durumunu belirlemek için olayın koşulları ayrı ayrı incelenir.[2]
