Höyük, aynı yerde farklı dönemlerde kurulan yerleşmelerin kalıntılarının birikmesiyle oluşmuş yapay tepedir. Yıkılan yapıların üzerine yenilerinin yapılması, yerleşim düzeyinin zaman içinde yükselmesine yol açar. Bu nedenle höyükler, yalnız tek bir yapının kalıntısını değil, birbirinin üzerine gelen farklı yerleşim evrelerini barındırabilir; Anadolu arkeolojisinde önemli araştırma alanlarıdır.[1]
YERLEŞMELERİN BİRİKMESİ
Kerpiç yapıların yıkılması ve yeni binaların eski kalıntıların üzerine kurulması, höyük oluşumunda etkili süreçlerdendir. İnsanların su kaynaklarına ve tarım yapılabilen alanlara yakın kalmak istemesi, aynı yerin yeniden kullanılmasını destekler. Bu birikme tek seferde gerçekleşmez; farklı zamanlarda kurulan yerleşmelerin yapı katmanları zamanla üst üste eklenir.[1]
KAZIDA TABAKALARIN İNCELENMESİ
Arkeologlar höyüğün topografyasını ve açığa çıkan yapıların birbirleriyle ilişkisini kaydeder. Kazı açmaları, farklı dönemlerin ve yapı evrelerinin anlaşılmasını sağlar. Örneğin Türbe Höyük'ün 2002 çalışmalarında bazı açmalar tabakalanmayı izlemek, bazıları suru ve arkasındaki mekânları araştırmak amacıyla düzenlenmiştir. Böylece yerleşmenin yalnız görünür yüzeyi değil, zaman içindeki değişimi incelenmiştir.[2]
SONRAKİ KULLANIMLARIN ETKİSİ
Bir höyüğün katmanları her yerde bozulmadan korunmaz. Sonraki yapıların temel çukurları veya mezarlar daha eski kalıntıları kesebilir. Türbe Höyük'te Orta Çağ mezarlarının önceki taş yapılara zarar verdiği saptanmıştır. Bu tür kesişmeler, buluntunun nerede ve hangi yapıyla ilişkili olarak ele geçtiğinin dikkatle değerlendirilmesini gerektirir.[2]
