Karadeniz, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi üzerinden Akdeniz sistemiyle bağlantılı, derin kesimleri belirgin oksijen yetersizliği gösteren bir denizdir. Tuna, Dinyester ve Dinyeper gibi akarsular denize tatlı su taşır. Boğazlardan gelen daha tuzlu su ile nehirlerin etkilediği yüzey suyu arasındaki yoğunluk farkı, su kütlesinin düşey yapısını belirleyen başlıca etkenlerdendir.[1]
TABAKALI SU YAPISI
Daha yoğun ve tuzlu su derine yerleşirken daha düşük tuzluluktaki su yüzeyde kalır. Tabakalar arasındaki sınırlı karışım, derin suyun oksijen bakımından yenilenmesini güçleştirir. Yüzeyde üretilip aşağı çöken organik maddelerin ayrışması da oksijen tüketir. Böylece yüzeyde canlı üretiminin sürdüğü ortam ile derindeki oksijensiz ortam birbirinden ayrılır.[1][2]
Karadeniz'in derinliği bazı kesimlerde iki kilometreyi aşar. Derin sulardaki düşük oksijen, ahşap gemi kalıntıları gibi organik malzemelerin korunmasına katkıda bulunabilir. Bu özellik, denizi su altı arkeolojisi açısından da dikkat çekici kılar.[2]
YÜZEYDE ÜRETİM
Akarsuların getirdiği besin maddeleri fitoplankton gelişimini destekler. Bu mikroskobik canlıların yoğunlaşması, uydu gözlemlerinde su rengindeki değişikliklerle izlenebilir. Ancak yüzeydeki üretkenlik, bütün su sütununun aynı oksijen koşullarını taşıdığı anlamına gelmez.[1]
