Op sanatı, geometrik düzenlemeler ve renk ilişkileriyle izleyicide titreşim, derinlik veya hareket yanılsaması oluşturan soyut sanat yaklaşımıdır. Adı, İngilizce optical art ifadesinden gelir. Özellikle 1960'larda tanınan yaklaşımda çizgiler, biçimler ve aralarındaki boşluklar, yalnız betimlenen bir görüntüyü değil görme deneyiminin kendisini araştırmak için kullanılır.[1]
ALGISAL ETKİLER
Siyah ile beyazın keskin karşıtlığı veya canlı renklerin yan yana getirilmesi, sabit yüzeyde hareket hissi oluşturabilir. Tekrarlanan çizgilerin aralıkları ve yönleri, gözün yüzeyi nasıl taradığını etkiler. Bu tür bir yapıtta görülen titreşim, boyalı yüzeyin gerçekten hareket etmesini gerektirmez. Optik etki, düzenlenmiş biçimlerle izleyicinin algısının karşılaşmasında ortaya çıkar.[1][2]
RILEY VE SOTO
Bridget Riley'nin 1964 tarihli Current adlı resminde elle çizilmiş dalgalı siyah beyaz çizgiler, titreşim ve üç boyutlu derinlik izlenimi yaratır. Jesús Rafael Soto da soyut öğelerin algıda titreşime dönüşmesiyle ilgilenmiştir. Farklı malzemeler ve çalışma biçimleri kullanan bu sanatçıların örnekleri, op sanatının tek bir desenin tekrarlanmasına indirgenemeyeceğini gösterir.[2][3]
SERGİLER VE YAYGINLAŞMA
Paris'teki 1955 tarihli Le Mouvement sergisi, optik ve kinetik araştırmaların uluslararası görünürlüğünü artıran etkinliklerden biriydi. New York Modern Sanat Müzesi'nde 1965'te açılan The Responsive Eye ise op sanatının geniş kitlelerce tanınmasında belirleyici oldu. Bilimsel algı araştırmalarıyla ilişkili bu çalışmalar, resmin yalnız bir nesneyi temsil etmesi gerekmediğini; çizgi ve renk düzeninin doğrudan görsel bir olay oluşturabileceğini ortaya koydu.[3]
