Roman, kişileri, olayları ve toplumsal ilişkileri geniş bir anlatı düzeni içinde işleyen edebî türdür. Çoğunlukla düzyazıyla oluşturulur; olay örgüsü, anlatıcı, zaman ve mekân arasındaki ilişkiler eserin yapısını belirler. Günlük, mektup, tarih ve öz yaşam öyküsü gibi başka anlatım biçimlerinden yararlanabilir. Kurmaca oluşu, gerçek dünyadan bütünüyle bağımsız olduğu anlamına gelmez.[1]
TARİHSEL GELİŞİM
Modern romanın öncüleri arasında Cervantes'in Don Quijote'si ve Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su sayılır. Tür, on dokuzuncu yüzyılda yaygınlaşmış; gerçekçilik, bireyin yaşadığı çevreyi ve toplumsal koşulları ayrıntılı biçimde işleyen anlatılara zemin sağlamıştır. Türk edebiyatında romanın gelişmesinde Tanzimat dönemindeki çeviriler ve ilk yerli örnekler etkili olmuştur.[1]
ANLATIM ÇEŞİTLİLİĞİ
Tarihî, psikolojik, polisiye ve serüven romanları farklı konu ağırlıkları taşır. Yirminci yüzyılın modernist eserlerinde bilinç akışı ve değişen bakış açıları öne çıkmıştır. Roman bu nedenle yalnız uzun bir olay anlatısı olarak değil, insan deneyimini farklı dil ve kurgu yöntemleriyle araştıran bir biçim olarak değerlendirilir.[1]
